30 Aralık 2009 Çarşamba

MUTLU YILLAR..

















gelecek yıldan az..

geçen yıldan çok..

çok..

çok güzel olsun bu yıl..
.

25 Aralık 2009 Cuma

Cüneyt Gökçer..















Büyük Usta..

Cüneyt Gökçer..

Uğurlar olsun..
.

15 Aralık 2009 Salı

5 Şişe..

















1. merak edip sordum hiç kullanmamışım:)

2. düşkünlüğüm yok..olsada olur olmasa da..

3. canım çok çektiğinde, çok efkarlandığımda..(bir bardak birayla başım döner:)

4. garip ama gerçek, su içmiyorum..

5. son yıllarda en çok kullandığım şişe..
.

9 Aralık 2009 Çarşamba

YETER..!!!









7 fidan teker teker uğurlanıyor cennete..

büyükler(!!!) hala laf kavgası yapıyor..
yeter..!!

YETER..!!!

.

Üçgen..

üçgen..
bildiğimiz üçgen..hani dik kenarı, hani hipotenüsü olan..

yedi kocalı hürmüz filminden dönerken..(filmi beğenmedim..orijinali vardır her şeyin hani..onu arar gözleri ikincisini izlerken, dinlerken..pek estetik gelmedi bana ayten gökçerden sonra..beğenen mutlaka olmuştur..çünkü renkler tartışılabilir ama zevkler asla:)

bişiy anlatıyordum, ah evet..üçgen..
filmden sonra dolaşırken üzerinde "kiralık" yazan bir yer..küçücük, uzun kenarının tamamı cam, diğer kenarında kapı, üçüncü kenarın tamamı da duvar..
tam bana göre dedim..neden olmasın..?
şaka sandım güldüm..neden olmasın..?

sabaha kadar konuşuldu, tartışıldı..getirisi, götürüsü..mümkün değil..
sahi neden..? neden korkuyorum ben..?

devlet memurluğundan sonra ticaretin kollarına atılmak mı korkutuyordu beni..?
yoksa her yaptığıma kusur bulup hor gören.. etkisindemiydim hala..?

getirisinin, ruhuma ve yaşantıma getireceği renk olduğunu biliyorum..
ama korkuyorum..
.

8 Aralık 2009 Salı

Kaç Kişi..?

dün gece..
gökyüzü en koyu lacivertindeyken..tek tük ışıklar..
cam kıyısında bir kahve, bir kahve daha..birkaç sigara..

kimbilir kaç kişinin uykusu bölünmüş..kaç kişi ağlıyor, sancı çekiyor..
kaç kadın şiddete maruz kalıyor şu an..kaç bağımlı kriz geçiriyor..
yarın yapacağı sürpriz için heyecanından uyuyamıyor..kaç bebek doğuyor mutlu yada istenmeyen kaç bebek..

kaç kişi evlenecek yarın büyük umutlarla hala hazırlıklarını yapan şu an, boşanmak için kaç kişi beden yada gönül yılgını..

kaç kişi "ben yaptım oldu" diyor..kaç kişi silivri şu an neler olduğunu merak ediyor..ve kimbilir kaç anne evladım şehit olmasın diye allaha yakarıyor..

kaç kişi yol kenarında can çekişiyor kanlar içinde ambulans bekliyor..şişeleri bitirmiş de doyamamış sarhoşluğun tadına kaç hüzünbaz..
kaçı cinnet geçiriyor, yakıyor yıkıyor..

kaç kişi balkon kenarında seçim yapıyor..hayata tutunmak için savaş veriyor..kaç kişi zaferini kutluyor..

kaç kişi böbrek müjdesi bekliyor dünkü gibi umutla..
kimbilir..kaçırılan kaç çocuğun canı yanıyor..kaçı duvar dibinde, ayazda..aç..
..
sırtım..güvenim..
şanslı olduğuma sevineyim mi üzüleyim mi bilemedim..?

3 Aralık 2009 Perşembe

Neden..?

Gelen bir maili sizinle paylaşmak istedim..
..

Neden sevinçler değil de hüzünler iz bırakır yürekte?

Biz iyi şeyleri unutmada balık hafızamıza sığınıyor, kötü şeyleri unutamamada deve kinine bürünüyoruz.
Sürekli şikâyet ediyor, sürekli bir yerlerimizi kanatıyor, bir türlü mutlu olmayı beceremiyoruz…


Oysa Oktay Rıfat nasıl güzel değiniyor hayatın ıskaladığımız yerlerine, farkında olamadıklarımıza, kıymetini bilemediklerimize:

Son Söz
Bogazindan likir likir gecen
Şu suyun kiymetini bil
Nedir ki bu mavilik deme
Pencereden görebildigin kadar
Göğün kıymetini bil
Kıymetini bil çiçek açmış bademin
Güneşli odanın çamurlu sokağın
Beyazın siyahın yeşilin
Pembenin kıymetini bil
Dirilik öyle bir şey yürekte
Sevinçle çırpınır
Kavak yelleri eser insanın başında
İnsanoğlu kızar öfkelenir savaşır
Halk için girişilen savaşta
O korkulu sevincin
Öfkenin kıymetini bil
Bil ki bu Budur işte
Güneş yalnız dirileri ısıtır
Güneşin kıymetini bil.

Kötüyü düşünmek kötüyü çağırmaktır unutmayın! Polyanna olun demiyorum ama karamsar da olmayın. Yarım bardak suya baktığınızda 'bu bardağın yarısı boş' demeyin, 'bu bardağın yarısı dolu' deyin yeter… Çocuğunuzun, sevgilinizin, babanızın, elemanınızın, patronunuzun dolu tarafını görün; kötüye meyletse de kalbiniz, aklınıza iyi yanlarını getirin…

Hepimiz bu ülkedeyiz, eksik olanları hepimiz yaşıyoruz ama yaşadıkça ve yoğunlaştıkça da eksildiğimizi görüyoruz… Enerjimizi yitiriyor, etrafa nefretle bakıyoruz. Siz umut dolu cıvıl cıvıl çevreniz olsun istiyorsanız; siz öyle olun önce! Siz somurtan, sürekli dert yanan şikâyet eden birini ne kadar istemiyorsanız bilin ki onlar da istemiyor…

Şimdi sorun kendi kendinize: "Ben ne kadar aranan bir arkadaşım ve arkadaşlarımın beni aralarında görmek istemelerinin gerçek sebebi ne?" Bir de tavsiye -naçizane- siz de sizin geçmişinizde çocukluğunuz dâhil kötü iz bırakan kimler varsa, hepsini affedin yüreğinizde, ama samimiyetle… İşte o zaman rahatlayacak ve bunca yıldır nasıl kendi kendinizi boşu boşuna yediğinizi anlayacaksınız.

Ama önce kendinizi affetmek şartıyla!
Şimdi sıra sizde.
Sevinçler iz bıraksın artık yüreklerinizde.
.

1 Aralık 2009 Salı

Gönlümce..

bayramın ilk günü büyüklerin geleneksel bayram yemeği "kuru fasülye-pilav", sonra köyde konaklama ve muhteşem "ev baklavası"..dualarla uğurlandık, sanırsınız yurt dışı gezisi:)

ardından sözleşilen yerden kervana katılan 2 araba daha..

özlemişim uzun yolda araba kullanmayı, müzik dinlemeyi, şarkılara eşlik etmeyi..bi kaç saat sonra otel, gece düzenlenen eğlence, latin dansları(odaya çıktığımda denedim ama ayaklarım birbirine dolandı:) ve bahçede sıcak şarap..

ertesi gün çevremizi tanıyalım gezisi..akşam yemeğinden sonra gün ışıyana kadar sohbet ve "bir daha görüşmeye bu kadar ara vermeme" kararları..

özlemişim ben..

insanların gözlerinin içine bakıp konuşmayı, sohbet etmeyi, gülmeyi, gülümsemeyi..

gönlümceydi..

26 Kasım 2009 Perşembe

İyi Bayramlar..

















acıyorum ben o kuzucuklara..

bu yılın başında, deli gibi bir sağlık haberi beklerken adamıştım..çocuk esirgeme kurumuna..

o koyuncuktan af diledim..

..

bayram yine bayram..

ve..ilk kez şehir dışında geçireceğim bir bayramı..

ayşelerin en hoşuna..

ismini sevdiğim ayşegüle..

sevgili nilambaraya..

sevgili erdile..

ve..bir nefeslik yolu düşen herkese..

kutlu olsun..kutlu ve mutlu:)


.

25 Kasım 2009 Çarşamba

Yedi Gün..

Bir bebek müjdesi aldım..
Bu kez teyze oluyorum:)

Ege Aydan resim sergisi.. "Su ve Çizgi"..
Sulu boyanın estetiği ve yaşamdan rengarenk kareler..
Çöp adam bile çizmeyi beceremediğimden ben:) kıskandım o parmakları..

Bir arkadaşımın oğlunun bale gösterisi..
Tombik bir çocuğun seri ve estetik hareketleri..Şaşırdım..Geleceğin Nureyev'i:)

"Nefes"..
İzlerken üşüdü içim..Bir kez daha minnet duydum..

Tavşanımın basket maçı..
Sesim kısılana kadar bağırıp salonu inletsem de..yenildik elbet:)

Ve..Bir kitap..
Avaz avaz bağıramasamda..Emin adımlarla Dost Kitabevi..
Henüz başlayamadım, ama aldım..
"Türkan"
.

19 Kasım 2009 Perşembe

Basitlik..

insan ölümüne sever ya..
canı canındadır..derin bi nefes çekip de bırakamaz ya "canı" çıkmasın diye..

bazen de cinsiyet ayırmadan..
"insan" olduğu için..

her iki şıkta da..
canımdan çok sevsemde..gözümde "küçük" yok dahası "küçücük" gösterecek tek konu..
"para"..
hele bunun sözünü eden taraf erkek ise..
hani..ne imiş? ne kadar imiş..?

zaman, emek..pişmanlık duyulsa da, o zaman zarfında değerini göstermiştir..
ama "para"..

insanın "zikrini" ortaya çıkarması..
..
o büyük..o ideal..

"küçücük"

16 Kasım 2009 Pazartesi

Bir Avuç Cumartesi..

cuma günü bişiy yaptım ben..
aylardır çaldığında açmadığım cep telefonum çalınca..açtım..
hiç sorgusuz sualsiz..
-yarın geliyorsun değil mi?
-nereye?
-kursa..
-aa başladımı ki?
-telefonunu açmazsan bilemezsin elbet..
-gelesim yok benim..
-yarın saat 10 da bekliyoruz..

dedi ve kapattı cevap bile veremeden. ardından diğeri, sonra diğeri.

hiç niyetim yoktu., cumartesi sabahı da öyle.. saat 9.15.. son anda "gidip bi görünüp geliyim dahada gitmem"..
çabucak hazırlandım. aylardır yakınından bile geçmediğim udumu, nota dosyamı aldım ve çıktım. araba çalışmasa da bahane uydursam diye düşünürken, daha ilkinde..bütün kırmızı ışıklarda fazlasıyla durdum...
parkettim..nasılsa 5 dakika sonra inicem, almadım yanıma ne udu, ne notaları.. nasıl uzun geldi o merdivenler.. kapıyı tıklattım, usulca içeri girdim. "heyy" dedi herkes "hoşgeldinn"..
hep oturduğum yere baktım.. sandalyemi, nota sehpasını, ayaklığı, ud kaymasın diye dizimizin üzerine koyduğumuz kaydırmaz kumaşı bile..(her hafta unuttuğumdan)..

şefimiz..
-e hani udunuz?
-şeyy arabada..
hadi dedi bir arkadaş, çıkarma kabanını..indik birlikte. yukarı çıkınca hocanın masasına koydum udu.. (udu masaya koymak tembelliğin işaretidir:) akort etmesi için hocaya..

-evet dedi hoca. şimdi geç gelenlere uyguladığımız ceza vakti..
-haayır..dedim, çünkü ben aylardır.
-olsun, olduğu kadar..
-peki..
yanaklarım kızardı, avuçlarım terleri.. bir nota çektim içinden dosyanın..sadece adına baktım şarkının..
gözlerimi kapattım..

Fikrimin ince gülü..
Gönlümün şen bülbülü..
O gün ki gördüm seni..
Yaktın ah yaktın beni..

ya kimse konuşmadı, ya ben duymadım..

sonra çay arası..utanç balkonunda sigara..
zayıf buldular beni, oysa bu kilo almış halimdi.. bişiylerin yolunda olmadığını hissettiler belki, çok deşmediler.

sıcak kanlıyım ben..ama sokulamam insanlara hemen, ürkerim..
yüzüme öyle sevgiyle, öyle özlemle baktılar ki..
hani..beni "ben" olduğum için..

güzeldi..

9 Kasım 2009 Pazartesi

Hata..

sürekli hata yapıyorum ben..
ama bilerek, ama bilmeyerek..

her seferinde..
küçük bir kız çocuğunun yanağını okşar gibi "geçecek" denmesine..
sevinmeli miyim..?

yoksa..beni omuzlarımdan tutup "ne bu halin" diye sarsmadıkları için..
kızmalı mıyım..?

sürekli hata yapıyorum ben..
böyle değildim ki..

7 Kasım 2009 Cumartesi

Lösemili Çocuklar Köyü..
















yaklaşık 4 yıldır lösev ailesindeyiz, ailecek..gönüllü..

trombosit gerektiğinde..
ilaç alma ve alkollü içeceğin kullanımından en az 3 gün geçmesi gerekir..
her seferinde tekrar kan tahlili ve sağlık durumunuzla ilgili doldurulması zorunlu form..
donörler büyük bir titizlikle ve tıbbi kontrollerden geçirilerek seçiliyor..

trombosit ihtiyacı halinde, iki elimiz kanda olsa..
hemen..çocuklar için..

bilmem bu köyün kuruluşundaki çekilen sıkıntılardan haberdar mısınız..?

yarın..hane halkı ile ilgili önemli bir plan, çok önceden tarih belirlenmişti..
çok arzu ettiğimiz halde gidemesek de..

dilerim..
"uzaktaki o köy " bizim, sizin ve Türkiye'nin olsun..

..

6 Kasım 2009 Cuma

2 Kasım 2009 Pazartesi

İtina İle Değiştirilir..

Bir markete girdim.

Elimde sepet, listeme baktım..Çok vakit almayacak, hemen çıkarım.

Mutfak becerim olmadığından..Hem ben bu dünyaya yemek yapmaya, bulaşık yıkamaya gelmedim ki:)

Biraz sarma, ezme, azıcık mantar salatası.. Ah bi tane de kutu bira..
Listemde olmadığı halde en çok şeker reyonunda oyalandım. Aldıklarımın üstünü çizdim. sebze reyonunu geçtim ki..

Işıklandırılmış kocamaan cam bir stant. Üzerinde "itina ile değişim yapılır" diyor..

Önce anlamaya çalıştım..

En baştakinin üzerinde "Gözler" diyor.

Parantez içinde "tek satılmaz, teklif etmeyiniz"..
Bir çılgınlık yapiyim istedim. "deniyebilir miyim..?" dedim.."tabii hanımefendi"..Hepsini denedim.. yeşil, mavi, gri, menekşe..
Hiçbiri kendi gözlerim gibi güzel durmadı, kapkara..

Saçlar bölümüne geçtim. Her rengi var, her boyu, her şekli. Denemeye gerek bile duymadım..

Kulak, burun, el, bel. Onlarıda geçtim..

Beyin..
onuda değiştirmem benimki çok güzel beyaz üzerine uçuk pembe ebruli :)

İlginç..Kalp...Parantez içinde "yürek"..

Sıklıkla düşünmüşümdür. Şu yüreğimi çıkarıp atsam, yerine yepyeni bir yürek koysam.. Teknoloji ne boyutlara ulaşmış allahım:)

Üç çeşidi var ve tipleri yazılmış..

Arızalı..
Az kullanılmış..
Kullanılmamış..


Arızası nedir..? dedim görevliye..
-Aşka yenilmiş, yaralı, yorgun. Arada bir tekliyor..
Yok dedim içimden. Benimkinden tek farkı, benimki her daim tekliyor:)

- Peki.. az kullanılmış..?

- Başka birisinin duygularını bilmek, yaşamak için..
O da kalsın dedim. Ahmet Mekin'in "kavanozdaki kadın" versiyonu olmayayım:)

Kullanılmamışlara baktım, pırıl pırıl, yepyeni, tam istediğim gibi. Ama çok pahalı. Olsun kredi kartı, son limit, yetmezse ek hesap.. Boşuna dememiş baş'ımız "kredi kartının mağduru olmaz" diye:)

-Şunu istiyorum..
-Hangisi hanımefendi..?
-Hani şu, soldaki, turuncunun yanındaki mor benekliyi..
-Hemen efendim. İçinde kullanma klavuzu var ama dilerseniz montajını burada yapıyoruz. 15-20 dakika sürer..

Daha sonra gelirsem "nasıl, memnun kaldınızmı, işe yaradımı" gibi muhabbete maruz kalmamak için..

-Teşekkür ederim, kendime almıyorum. Hediye paketi olsun lütfen..

Evi zor ettim..

Koydum karşıma..

Hadi dedim "değişim vakti"..
......
Değiştiremedim..

..

29 Ekim 2009 Perşembe

29 Ekim..

seviyorum milli bayramları..

ilk ve hep cumhurbaşkanı Atatürk'ü..

19 mayısta genç, 23 nisanda çocuk olmayı, seviyorum..

ve her daim Cumhuriyet Kadını olmayı..

bugün..

kutlu olsun...

13 Ekim 2009 Salı

Gökyüzüne Bir Mektup..

gökyüzüne bir mektup..

tek kişilik koğuşta bir başıma ben..
ve sen bir uçurtma gökyüzünde,
küçücük penceremden selam vermeden geçen..
uçurtmalar bile koparken özgürlüklerine, selam ederler incecik bağlarına..
sımsıkı tutunmuş hücrelerim..
tek tek ayaklarına..
uçurtmamızın o incecik ipi ne fırtınalara dayanmıştı..

sen..
sen nasıl bir rüzgara kapıldın da gittin..
avuçlarından kayıp giderken, tenimi yırtan dikenli tellerin..
mektuplar yazdım sana..adım adım ölüme giderken..
koşar gibi sana, nefes nefese..
mektuplar yazdım sana..göçerken tek kişilik koğuşumdan..
tutmadın, ölüme giderken bile bağcığımdan bir kerre..

oysa..
sen düşme diye yüreğimi serdim çakıllarına yeryüzünün..
sen incinme diye dikenlere serpildi küçücük bedenim..
rüzgarlara, fırtınalara nefesim..
esmesin de. kimseler bilmesin kokunu, dokunmasın ayazı güzünün..
solumasın benden gayrı hiç bi rengini..

uçamadığında..
koşamadığında..takıldığında, dolandığında dikenlere..
dipteyim, dibe vurdum dediğinde..
yalnızlığında..
öfkende..kimsesizliğinde, huzursuzluğunda..
sahiden düştüğünde, yanında hep ben vardım..
hep oldum, hesapsız, çıkarsız..
çıkardım hep, yükselttim..yücelttim..
uçurttum seni gökyüzüne..

bu kadar nankörlüğünü taşıyamıyor bu yürek..
senin gönlün genç uçurmalara takıldı,
benimse saçının tellerine..

17 Ağustos 2009 Pazartesi

17 Ağustos Depremi..

Yakınlarımızın çoğu İstanbul'da idi..
Telefonlar kilitlenmiş, gün daha yeni ağarırken sokaklarda bi o yana bi bu yana ulaşmak için çare arıyorduk..
..
Bugün..
"Ne olur bu gece yanında yatayım" dediğinde, "hayır, çabuk odana seni haylaz"....
Dediğinin ertesi günü oğlunu kaybeden bir anne ile beraberdim..
O günkü gibiydi, acısı bir dirhem azalmamış, özlemi hasreti bir lahza unutulmamış..
Yerine hiç birşey konulamamış..
..
Bugün..
Çocuğunun 13. yaşında yüzünün nasıl olabileceğini hayal etmek için resimler çizen..
"Keşke o gece odasına göndermeseydim" diye sancıları gün be gün katlanan..
Teselli kâr etmeyen..
Bir anne ile beraberdim..
.

6 Ağustos 2009 Perşembe

El Falı..

Hep karşılaşırdım da aklıma gelmemişti elektronik el falına baktırmak..Geçenlerde migrostan çıkarken bi deneyeyim istedim.. Standart el şeması ve açıklaması vardı fakat ben buraya koymayı beceremedim..

Üst kapağını açtı güzel bir kızcağız..Avucum iç tarafa gelecek şekilde koydum, doğum günü ay ve yıl istedi söyledim, tuşlara basıp yazdı..Kısacık bir süre sonra elime mavi matbu bir kağıt verdi..

Elementi: Su
Özelliği: Hassas
Gezegeni: Neptün
Değerli taşı: Safir, mercan (ben ametist diye biliyordum)
Rengi: Mavi, Yeşil..(asla, ben en çok kırmızıyı severim)
Uğurlu sayısı: 7
Uğurlu günü: Çarşamba
..
Devamında aşk uyumu, diğer bazı uyumlar ve kişisel davranışları sıralamış..
Diğer başlıklar ve açıklamaları ise herkesin kendi burcu için bildik şeyler..
- Genel Özelliği..
-Düşünce ve Kişisel Özelliğiniz..
-Yaşam Çizginiz..

Başlıklardan kısa alıntılar..

"Mutluluk için yapamayacağınız şey yok ve dostlarınızı kıskanmak yerine uyarmayı ve yardımlaşmayı seviyorsunuz..Ailenizle güven ortamının oluşturulmasında temel özelliğin sadakat olduğunu düşünüyorsunuz..İletişimin herhangi bir dalı sizin için biçilmiş bir kaftan..

"En büyük özelliği fedakarlığıdır..Her zaman rüyalarının prensini arar ve bulduğu anda sadece onun için yaşar, onun dünyada tek olduğuna bütün kalbiyle inanır..Güven ve sadakat onun için en önemli unsurdur..Romantik, renkli kişiliği,humanist bir yapı....
yok çok uzun bu bölüm..Dahasını yazmayayım övünme gibi olmasın:)

"Hayat çizginiz açık, fedakarlıklar hayatınızı olumlu yönde değiştiriyor".. (kesinlikle yalan..!)
Çünkü her fedakarlığımda..neyse..

İlk cümleden hayat çizgimdeki yalanı okuyunca..Buna bağlı bütün kalanı hepten yalan....

İlginç bir cümle yakaladım Çin Astrolojisi ile ilgili olan burcumda..

Diyor ki..

"Bakmayın siz sakin durduğuna..Bu duruş yeri ve zamanı geldiğinde tahmin edemeyceğiniz bir hırçınlığa dönüşür"..

İşte bu kesinlikle doğru:)
.

25 Temmuz 2009 Cumartesi

Hal..

Bu akşam ufak çaplı bir konserim var..Hep bunun hayalini kurmuştum..
Bende çalacaktım güya..

Ama ne halim hal, ne ayağım..

Ben gidemiyorum..

Aklım orada bu gece..
.

21 Temmuz 2009 Salı

Bir Öykü..

Daha yeni yetmeyken, hatta yetmemeyken..

Biraz geç yetmişim ben:)

Çocuk öykülerinde, minicik bir ödül alan öyküm bu..
..

En çok nehrin kıyısını severmiş sürünün alımlı ceylanı. Orda vurulmuş sevdiğine. Ve birgün nehrin kıyısında üç kişi olmuşlar.

Kara gözlü ceylan büyüdükçe özgürlüklerini diğerleri ile sınırlamaya başlamış. "Büyüklere dikkat et" diye uyarmışlar onu, nerhir kıyısında öğüt verirken. Anne ve baba boşa söylemezler ya. Mutlak büyükler tehlikeliydi onun için.

Yalnız kaldığında dağları düşlerdi. Nehirde birkez olsun yüzebilmeyi, yenidünya çiçeklerini düşlerdi. Ama yalnız yaşanmayacağını öğütlemişlerdi. Birlikte yemek, birlikte gezmez..

Çünkü büyükler tehlikeliydi. Baharın tadını çıkarıyorlardı uçsuz bucaksız ormanda..

Birden telaş, sağa sola kaçışlar ve bilinmeze koşu başladı. Büyüklerden biriydi bu gelen. Korkunun en dayanılmazındayken herkes. Ceylan gözgöze geldi. "Arslan" demişlerdi kaçışırken. Kestane karası gözlerini daha bir açtı. Nasılda kocamandı arslan, gerçekten yer miydi.?

Sürünün içindeki bu ceylan niye durmuştu ki.? Arslan kaçışları kendi haline bırakmış ceylana bakıyordu. "Güzel bir av" diye düşündü. Ağır ağır yaklaştı, nasılsa onundu. Ama niye kaçmıyordu, niye yalvarmıyordu.? Niye kendisinden gözlerini ayırmıyordu.?

Sadece rüzgarın sesi..

Acımasız ile savunmasız..


Ceylanın kalbi daha bir hızla atmaya başladığında arslan "korkuyor" derken, kendi atışlarına şaşırdı. Şu anda kendine ziyafet çekiyor olmalıydı. Çünkü ona da saldır ve yok et demişlerdi büyükleri. Hemen yok etmeliydi.

Ceylan gözleriyle yaklaşırken, bedeninin daha da yakına geldiğini farketti, korkup kaçmalımıydı.? Yoksa o sıcaklığa dokunmalı mıydı.? Evet evet hemen kaçmalıydı..

Çok yaklaşmışlardı. Nefeslerini duyabiliyorlardı. Arslan kolunu kaldırdı...

Ve..yazken..

Sonra. Heryer bembeyazken..

O nehrin kıyısında, arslanın kolunun altında ısınan bir ceylan vardı...

.

8 Temmuz 2009 Çarşamba

Rüzgar..

Rüzgar esiyor..

Alacaya bürünmüş sardunya..

Kurudu kuruyacak bir dalda çiçek..

Ömrü doldu dolacak..

Dön yüzünü diyor..

Dön yüzünü güneş nerdeyse gidecek..

Dilek dile..
.

3 Temmuz 2009 Cuma

Kitap..

Kitap okuyamıyorum..

Anlamıyorum artık..

Okuyorum, zorluyorum kendimi..

Bir sayfanın sonunda "acaba ne okumuştum" diyorum..

Gerekirse "cin aliden başla ama oku" dedi, bir bilen..

Cin ali "çizgi"..

Ben ise hayatın ortasında,

Bir nokta..


.

Hayatın Ortasında..

Hayatın ortasında..

Ne bir eksik bir yanımdan ötesi, ne fazla..

Tam ortasında..

Saçlarım ayak bileklerime dolanıyor sanki bir tarafa meylettiğimde..

Düşmemek için yürümüyorum..

Herkes her gittiğim yerde yabancı olduğumu biliyormuş gibi hissediyorum..

Kıpırdıyamıyorum..


.

Zayıflık..

Zayıflıyorum ben..

Öyle lahana suyuyla değil..

Kendiliğinden..


.